Daron Acemoğlu’nun “Dar Koridor”unda Özgürlük ve Kalkınma

Bu Yazıda Neler Okuyacaksınız?

  • Devletsiz toplum olur mu?
  • Demokrasi bir ihtiyaç mıdır?
  • Devlet-toplum ilişkileri nasıl olmalıdır?
  • Düşük ve yüksek kaliteli büyüme nedir?

Giriş

Massachusetts Teknoloji Enstitüsünde İktisat Profesörü olarak görev yapan ve James A. Robinson ile birlikte yazdığı Ulusların Düşüşü ve Dar Koridor kitaplarıyla büyük ses getiren Prof. Dr. Daron Acemoğlu bugün Dünya’nın parmakla gösterdiği sayılı akademisyenlerdendir. İktisat bilimine katkıları onu yalnızca bu disiplin ile sınırlandırmamış, gerek siyaset gerekse de sosyoloji üzerine  değerlendirmeleri ve modellemeleri bir kült halini almıştır. Umuyorum ki Acemoğlu’nun bu çalışmaları çok yakın bir gelecekte Nobel ile ödüllendirilecektir.

Bu makalemizde Acemoğlu’nun Dar Koridoru’nu ve onun düşün dünyasını temel alarak gelişmekte olan ülkelerdeki toplum-devlet ilişkilerini, özgürlük kavramını, kalkınmanın nasıl olması gerektiğini ve demokrasinin bugününü ve geleceğini anlamaya çalışacağız.

Devletsiz Toplum Olur Mu?

Eğer bu soruyu tersten sorsasydık ve “Toplumsuz devlet olur mu?” deseydik işimiz çok daha kolaydı.  Bir toplum olmadan devletin varlığından söz etmek pekâlâ mümkün değildir. Ancak toplumların  güvenlik, eğitim ve sağlık gibi hizmetleri alabilmesi için devlete ve onun oluşturduğu kurumlara ihtiyacı vardır. Bu ilk bakışta kulağa basitmiş gibi gelen bir açıklama. Ancak insanlık tarihini incelediğimizde durum hiç de bu şekilde değil. Devlet kuramı insanların bir arada yaşamayı geliştirdiği döneme kıyasla henüz daha emekle döneminde diyebiliriz. Bir devletin varlığından söz edebilmek için yerleşim yerlerinin olması, insanların bir arada bulunması, bürokratik işlemlerin bir kurala bağlanması, insan özgürlüğünün otoriteye tamamen veya kısmen devredilmesi gibi unsunlardan söz etmek gerekir. Bunun örneklerini M.Ö. 3000-4000’lerde Mezopotomya’da yerleşik Susa ve Uruk’larda görüyoruz. Homo sapiens türünün 200.000 yıldır Dünya üzerinde var olduğu düşünülüdüğünde bu sürecin oldukça kısa olduğu aşikar. Demek ki, küçüklü büyüklü birçok toplum vakti zamanında gelenekleri yasa kabul ederek yaşamlarını sürdürmüş ve bir devlet istencine ihtiyaç duymamıştır. Ancak antropologların yaptığı araştırmaya göre ortalama yaşam süresi devletsiz toplumlarda çok kısa olmaktaydı ve neredeyse her dört kişiden biri şiddet yüzünden ölmekteydi. Toplumu sınırlandıran egemen bir gücün olmaması insanın doğa durumunda saklı olan şiddet istencini kontrolsüz bir biçimde ortaya çıkarıyordu.

Toplumsal sözleşme teorisyenlerinden olan ve İngiltere iç savaşında Leviathan kitabını yazarak devlet argümanına bakış açımızı sonsuza dek değiştiren Hobbes, devleti mutlak bir gücün temsilcisi olarak görür. Ona göre tüm bu şiddetin sonlanması için insanlar özgürlüğünü devlete devretmeli ve devlet de onlar için güvenlik ve düzen sağlamalıdır. Kitabına koymuş olduğu isim, Kitabı Mukkaddes’ten gelmektedir, dev bir deniz canavarı ve ürpertici bir güç olan bu varlığa Leviathan denmektedir. Hobbes İngiliz iç savaşında çok fazla kan görmüştür, insanların ne kadar canavarlaşabileceklerine şahit olmuştur. Tüm bunları durduracak tek gücün de Leviathan kadar ürpertici bir otoritenin olması gerekliliğini ileri sürmüştür.

Demokrasi Bir İhtiyaç Mıdır?

Kapitalizmin hemen hemen her coğrafyada egemen olduğu, küreselleşmenin etkisini tam randımanlı bir şekilde hissettirdiği, her türlü geçişgenliğin hızlı bir biçimde sağlandığı bir çağda daha iyi bir alternatif şu ana  kadar henüz üretilmedi. Demokrasi vasıtasıyla toplum yönetime bir şekilde katılabiliyor ve en azından müdahil olabiliyor. Monarşik bir devlet anlayışında tek bir hükümdar tam kudretli yetkilerle donatıldığından suç ve cezanın belirleyicisi olmakla kalmıyor, kuvvetlerin tek bir merkezde toplandığı otorite haline geliyor. Hatırlarsanız yukarıda toplumsal sözleşmeden bahsederken özgürlüğün bir kısmının devlete devredilerek güvenlik istencinin garanti altına alınmasından bahsetmiştik.

İşte tam da bu noktada demokrasi oldukça önemli bir faktör haline geliyor. Devrettiğimiz haklar devlet otoritesi tarafından eşit ve adil bir biçimde toplumun tüm kesimlerine artı değer olarak yansıyacak bir biçimde oluşturulmalı, toplum ve devletin karşılıklı olarak konuşması ve asgari müşterekte birleşmesi gereklidir. Gelişmiş bir demokrasi, bu idealin gerçekleşmesi için gerekli olan kurumların varlığını teminat altına almaktadır. Aslında burada bir döngü söz konusudur, halkın meşru katımıyla ortaya çıkmış kurumlar toplumun teminatı olmakla kalmıyor aynı zamanda gelişmiş demokrasinin de önemli bir ayağı oluyor, gelişen demokrasi de bu kurumların ve toplumun birer savunucusu oluyor.

Sorumuza gelecek olursak; evet demokrasi bir ihtiyaçtır. Çünkü gelişmiş demokrasilerde halk seçime katılım gerçekleştirerek yöneticilerini belirliyor, yöneticiler toplum ile münazara ederek evrensel değerlere uygun kurumlar inşa ediyor, bu kurumlar hem halkın hem de devletin çıkarını gözetiyor ve iki tarafın da dengede kaldığı bir sistem gelişiyor.

Devlet Toplum İlişkileri Nasıl Olmalıdır?

Acemoğlu Dar Koridor’un önsözünde bir başka toplumsal sözleşme kuramcısı John Lock’tan özgürlüğün ne denli kapsayıcı bir kavram olduğunu vurgulamak için bir alıntı yapmış. Lock diyor ki “kimseden izin almadan ve başkasının iradesine bağımlı olmaksızın eylemlerini düzenleyip malları ve  kişilkleri üzerinde uygun buldukları şekilde tasarruf edebiliyorlarsa özgürdürler…Hiç kimse başkasının yaşamına, sağlığına, özgürlüğüne ve malına zarar vermemelidir”.  Son derece isabetli olan bu anlatım tarzı Dar Koridor’un özgürlük ve tahakküm üzerine kurulu olan düşün dünyasını da bizlere açık bir biçimde ifade ediyor. Kapsayıcı kurumlar bireyin menfaatini gözetirken, aynı zamanda huzur ve sükunun da birer mimarı olmaktadır. Aslında bu türden kurumların varlığı bireysel özgürlükten toplumsal özgürlüğe giden bir domino etkisi yaratmaktadır.  Kapsayıcı kurumlar özgürlük istenci doğrultusunda yargıdan ekonomiye kadar birçok alanda adil bir biçimde varlıklarını sürdürdüklerinde barış o toplum için bir istikrar halini alacaktır.

Acemoğlu istikrasız bir devletin toplum üzerinde yarattığı çöküntüyü Suriye örneği ile anlatmaktadır. Ocak 2011 yılında Şam Hareke pazarında Esad’ın despotik yönetim anlayışını protesto etmek isteyen bir grubun başlattığı eleştirel süreç sonucunda; Esad tarafından Devlet aygıtının kurumları kötüye kullanılarak yüzbinlerce insanın ölümüne, 6 milyon insanın göç etmesine ve binlercesinin yaralanmasına neden olunmuştur. Despotik yönetim yoksulluğu ve yolsuzluğu protesto edenlere karşı tüm gücüyle saldırmıştır. Ülke bir karanlıktan başka bir karanlığa doğru hızla yol almış ve masum insanların canları yanmıştır. Oysaki demokratik değerlere haiz kapsayıcı kurumlarda halkın eleştirisi bir ülkenin gelişimi için mutlak bir sabit değerdir.

Acemoğlu’nun ifadesiyle ne devlet ve toplum birbirlerine tahakküm kurmamalıdırlar. Dengeyi yakalayanlar kuvvetli bir kalkınma modeline ön ayak olacaklardır. Devlet karşısında toplumun öz saygınlığının olması önemli bir gelişmişlik göstergesi kabul edilmektedir. Devlet Leviathan’daki gibi bir canavar olmamalıdır, devlet toplumsal refahın bir garantörü olmalıdır. Kurumlar kısıtlayıcı değil kapsayıcı bir rol üstlenmelidir.

Düşük ve Yüksek Kaliteli Büyüme Nedir?

Bir ülkedeki finans sisteminin güçlü olması yukarıda bahsi geçen gelişmiş demokrasi, devlet-toplum ilişkilerindeki denge ve kapsayıcı kurumlar ile gerçekleşebilecek bir unsurdur. Acemoğlu’nun “Dar Koridoru”nda da bahsi geçen temel argüman bu yöndedir. Özgürlükler üzerine inşa edilmiş kapsayıcı kurumların sağladığı ivme ile birlikte devlet-toplum münasebetlerinde tahakküm kurmak yerine dengeyi gözetmek ekonomik kalkınmanın saç ayaklarıdır.

Acemoğlu’na göre inşaata dayalı sıfıra yakın faizli kredi düşük kaliteli büyüme örneğidir ve önünde sonunda enflasyona sebep olmaktadır. Yüksek kaliteli büyüme ise istihdam oranında yükselme, tüm işgücü ücretlerinde artış,  eğitim ve sağlığa yapılcak nitelikli yatırım ile gerçekleşebilecek bir süreçtir.  Yabancı sermayenin bir ülkeye girebilmesi içinse, ülkenin kurumlarına ve yargısına olan güvenin artması bir ön koşul olarak görülmektedir.

Öte yandan büyümeyi toplam faktör verimliliği üzerinden ölçebiliriz, bir önceki yıl ile bu yılki insan gücü ve sermaye aynı kalıp verimlilik artıyorsa toplam faktörde de bir artış söz konusu olmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde yatırımların inşaat odaklı olması ve buna mukabil tüketimin olağan dışı bir biçimde artması enflasyona sebep olmakta ve büyümeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Sanayiye bağlı yatırımların artması, teknolojik sistemler üzerinden gerçekleştirilen geliştirmeler, ar-ge yatırımları ile üretime dayalı bir büyüme nitelikli ve yüksek kaliteli olacaktır.

Bu kıymetli eseri insanlığa kazandırdığı için Prof. Dr. Daron Acemoğlu’na şükranlarımı sunuyorum.

Dr. Nurullah Güngör

nurullah@nurullahgungor.com.tr

Instagram: dr_ngungor

Kaynakça:

Daron Acemoğlu, James A. Robinson, Dar Koridor,  Doğan Kitap, çev. Yüksel Taşkın,  18. Baskı,  Şubat 2020.

Okuma Önerileri:

Daron Acemoğlu, James A. Robinson, Ulusların Düşüşü,  Doğan Kitap.

Thomas Hobbes; Leviathan, Yapı Kredi Yayınları.

John Locke; Yönetim Üzerine İkinci İnceleme; Serbest Kitaplar.

 

 

3 thoughts on “Daron Acemoğlu’nun “Dar Koridor”unda Özgürlük ve Kalkınma

  1. Füsun Esendal

    Daron Hoca’yı yakinen takip ederim. Kendisinin tezlerine de genel manada hakim olduğumu söyleyebilirim. Ancak sizin yorumunuz ve değerlendirmeleriniz de ayrı bir lezzet katmış. Hocanın düşüncelerini çok net anlatmışsınız. Size bir e-posta gönderdim, uygun bir vakitte online meeting yapabilir miyiz? Selamlar.

  2. Serhat Usta

    Daron Acemoğlu ismini ilk defa sayenizde duydum. Bu da benim ayıbım olsun. Youtube dan videolarını izlemeye başladım bile. Bu arada sizden daha sık yazmanızı bekliyorum. Kalın sağlıcakla.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*