desert

I. Dünya Savaşı’nda Araplar Türkiye’ye Nasıl İhaneti Etti?

“Araplar I. Dünya Savaşı’nda bizi sırtımızdan vurdu”, ifadesini pek çoğunuz duymuşsunuzdur. Bu yazımızda da bu cümlenin ardında yatan gerçekleri mümkün olduğunca yalın bir dille anlatmaya gayret göstereceğim. Yaklaşık yüz yıl önce Türkiye topraklarında yaşanan ve tarihin gördüğü en büyük ihaneti  bilmemiz son derece lüzumlu bir konudur. Ne de olsa geçmişini bilmeyen geleceğini şekillendiremez.

Bu ihanetin baş aktörü hiç şüphesiz ki, İstanbul’un ekmeğini yemiş suyunu içmiş olan 1852 doğumlu Şerif Hüseyin’dir. Şerif İstanbul’da üst düzey bir eğitim görmüş, her türlü imkan ve olanaktan yararlandırılmıştır. Bunun en büyük sebebi Şerif Hüseyin’in Peygamber soyundan geldiğinin Osmanlı yönetimi tarafından kabul edilmesidir. Kendisinin hedefi Mekke emiri olmaktır. Bu talebi için bir kaç defa II. Abdulhamit’le görüşmüş ancak nedeni tam bilinmese de Abdulhamit Şerif’in bu isteğini kabul etmemiştir. Tarih 1908 yılını gösterdiğinde o dönemki Mekke Emir’i vefat etmiş ve ondan kalan boşluğu  II. Abdulhamit’in de onayıyla Şerif doldurmuştur. Şerif İstanbul’dan ayrılırken Halife’ye bağlılık yemini etmiş ve her türlü şart ve koşulda Osmanlı Hükümeti’ni destekleyeceğini beyan etmiştir. Ama işler hiç de böyle olmamıştır. Mekke emiri olduğu ilk günden itibaren, Osmanlı’ya karşı ayaklanma planları yapmıştır. Tüm Arap coğrafyasının kralı olmayı ve bir Arap imparatorluğu kurmayı kendisine şiar edinmiştir. Bunun için de birçok yol ve yöntem denemiştir. Şerif Hüseyin’in oğulları da babasıyla aynı düşünceye sahiptir. Özellikle oğlu Abdullah El-Ahd denilen Osmanlı ordusu içerisinde oluşturulan ve yalnızca Arapların girebildiği gizli bir örgüte katılmıştır. Bu örgütün temel amacı Osmanlı ordusu içerisindeki Arap subaylarının Arap topraklarına tayinlerini çıkartmak ve birbirlerini destekleyici haberleşmeyi sağlamak üzerinedir. Örgüt mensupları Arap ülkelerinde yeteri kadar güçlendikten sonra da Arap subaylar öncülüğünde isyan hareketleri başlatmayı temel misyon edinmişlerdir. Osmanlı hükümeti her ne kadar bu durumdan haberdar olsa da Devlet-i Aliyye’de yaşanan kargaşa ve savaş durumlarından dolayı gelişmeleri yalnızca izlemekle yetinmiştir.

1914 yılında İttihat ve Terakki’nin önemli subaylarından olan ve kahramanlıklarıyla göz dolduran Albay Vehip 1914 yılının başlarında Hicaz komutanlığı ve valiliğine atandı. Yaklaşık olarak 6000 kadar askeri mevcuttu. Bunlardan 2000 kadarı da lojistik desteklerle uğraşıyordu. Vehip daha önceden toplattığı istihbaratlardan olsa gerek Şerif Hüseyin’e karşı hiçbir şekilde güven duymuyordu ve kendisinin emriyle yaptırdığı tahkikat sonucunda İstanbul hükümetine Şerif’in derhal görevden alınması için teklifte bulundu. Ancak ne hikmettir ki, Şerif’e sadrazam Said Halim Paşa başta olmak üzere 4. Ordu komutanı  Cemal Paşa da destek çıktı ve Şerif görevinde kaldı ama Albay Vehip kalamadı. 10 Şubat 1915 yılında İstanbul’a çağrılan Vehip’in yerine Galip Paşa Mekke komutanı ve valisi olarak tayin edildi. Galip Paşa, Şerif’i rahat bıraktı, hiçbir suretle onun çalışmalarına karışmadı. Bu fırsattan istifade eden Şerif İngilizler ile işbirliğine gitti. Bu sırada Kut-ul Amare ve Çanakkale’de Osmanlı ordusu büyük zaferler elde etmişti. İngilizler bu yenilgilerden dolayı iyice hırslanmış ve Osmanlı’nın hicaz bölgesindeki hakimiyetini düşürmek için her türlü yolu ve yöntemi denemişlerdi. Şerif Hüseyin Arap aydınlarını ve Arap kabilelerini Osmanlı’ya isyan etmeleri için alttan alta örgütleme gayretine girişmişti ve bunda da  oldukça başarılı olmuştu. İngilizler Şerif’de gördüğü güçlü ihanet algısından  feyiz alarak önemli bir casusu Mekke’ye gönderdi. Bu şahsiyet birçoğumuzun Arabistanlı Lawrence olarak tanıdığı kişidir. Lawrence’in de desteği ile Şerif ve oğulları Hicaz’ı kendi kontrollerine almak için planlarını hazırlamışlardır. Şerif, Galip Paşa’yı Taif’e gelmesi için ikna etmiştir. Zaten az sayıda olan Osmanlı ordusunu bölerek saldırmayı amaçlamıştır. Bu sırada yarımadanın kuzeyinde kanal savunması yapan Osmanlı’ya destek vereceğini söyleyen Şerif 10 Haziran 1916’da Medine’ye ordularını yürütmüştür. Ancak Basri Paşa Şerif’e hiç güvenmediği için savunma moduna geçmiştir. Basri Paşa’nın öngörüsü gerçekleşmiş ve Şerif’in orduları ile Medine’ye saldırmıştır. Basri Paşa’nın stratejisit yaklaşımı ile Arap orduları geri püskürtülmüştür. Bu sırada Basri Paşa, Arap isyanlarını basatırmak için Suriye’de bulunan Cemal Paşa’ya Şerif’in ihanetini iletmiş ve Cemal Paşa tarafından Fahrettin Paşa Medine’ye gönderilmiştir. Kendisi de ilk iş olarak kutsal emanetleri İstanbul’a yollamıştır. Öte yandan, bu sırada Medine’den geri püskürtülen Arap ordusu Cidde’yi İngilizler’in topçu atışı desteği ile geçirmişler, daha sonra Galip Paşa’nın bulunudğu Taife’yi almışlardır. Tüm bunlar yaşanırken defalarca kez Medine’ye saldırmışlar ancak Fahrettin Paşa komutasını bir türlü geçememişlerdir. Fahrettin Paşa tarihin gördüğü en önemli savunmayı burada gerçekleştirmiştir. Paşa, yaklaşık 6000 civarı asker ile İngilizler’in desteğini de alan Şerif Hüseyin komutasındaki Araplar’a şehri teslim etmemiştir. I. Dünya Savaşı’nın bitimiyle Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmış ve Osmanlı Savaşı kaybetmiş sayılmıştır. Ancak Fahrettin Paşa Medine’yi hala savunmaya devam etmiştir.  10 Ocak 1919’da Padişah VI. Mehmed’in (Sultan Vahdettin) özel talebiyle Fahreddin Paşa şehri teslim etmek durumunda kalmıştır.

Hicaz bölgesinin Osmanlı’dan alınmasıyla birlikte İngilizler Şerif Hüseyin’den desteği kesmişler Suudları desteklemeye karar vermişlerdir. Şerif Hüseyin’i de Kıbrıs’a sürgüne göndermişlerdir. Şerif Hüseyin’in hayatta yaptığı en büyük hatanın Türkler’e ihanet etmek olduğunu büyük bir pişmanlık ve üzüntüyle defalarca söylediği ifade edilmektedir.

Ezcümle

Şerif Hüseyin İstanbul’da eğitim gördü, saygınlık kazandı.

Mekke Emir’i olarak atandıktan sonra Osmanlı’ya karşı İsyan hareketlerini örgütledi.

Arap krallığını kurmak ve bölgenin tek hakimi olmak istedi.

İngilizlerle ciddi ittifaklar kurdu ve 773 bin sterlik yardım aldı.

Osmanlı’yı zor dönemlerinde desteklemedi.

Hicaz bölgesini ele geçirmek için demiryolu ve telgraf hatlarını yıktı.

Araplar subayların kurduğu gizli örgüt el-Ahd’ı destekledi ve güçlendirdi.

Devlet-i Aliyye’nin geçtiği çalkantılı dönemlerde Arap İsyan hareketleri durumu iyice zora soktu. Cemal Paşa Suriye’de, Fahrettin Paşa ve Basri Paşa da Medine’de Arap isyanlarını bastırmakla uğraştı.

Sonuç itibarıyla Şerif Hüseyin, Osmanlı’nın Hicazı kaybetmesindeki baş aktördür.

Dr. Nurullah GÜNGÖR

nurullah@nurullahgungor.com.tr

One thought on “I. Dünya Savaşı’nda Araplar Türkiye’ye Nasıl İhaneti Etti?

  1. Ferdi Derdiyok

    Hocam yazan kalemin dert görmesin, belki de bu Arap isyanları olmasaydı şu an Hicaz bölgesi halen bizim elimizde olacaktı. İnsanın en çok zoruna giden de kendi yetiştirdiğinin ihaneti. Eğer I. Dünya Savaşı’nda çok fazla cephede bölünmeseydik sınırlarımız bu kadar daralmazdı.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*