Sıfırdan Zirveye, Hırslı Komutan ve Devlet Adamı Emir Timur’un Hayatı

Emir Timur

Kimileri onu Moğol, kimileri ise Türk olarak tanımlıyor. Türkiye’de az çok tarih dersi almış herkesin tanıdığı bu şahsiyet Timur, nam-ı diğer Timurlenk’tir; lenk topal demek, bir çatışmada aldığı ağır bir yara sonucu bu lakap kendisine takılmıştır. O filleri ile 1402’de Yıldırım Beyazıd’ı Ankara Çubuk ovasında (bazı tarihçilere göre Haymana Culuk Ovası da olabilir) yenen, İzmir’i Rodos şövalyelerinden alan, Halep’ten Çin’e kadar fetih üstüne fetih kazanan bir komutan ve siyasetçidir.

Yaşamı, Satranç Tutkusu, Ankara Savaşı Stratejisi

Hani bazı insanlar vardır, kariyerinin zirvesine gelmiştir ve başarısının sırrını açıklarken “Sıfırdan zirveye tırnaklarım ile ulaştım” der. İşte Timur da tam böyle bir askerdir. Hayat hikayesi oldukça zorludur ve hiçbir şekilde Cengiz Han ile kan bağı yoktur. Çağatay devletinde Barlaslar kabilesinden Timur İmparatorluğuna kadar uzanan öykünün baş kahramanıdır. En büyük ideali, Cengizhan’ın torunları tarafından kurulan Çağatay Hanlığı, İlhanlılar ve Altın Orda devletlerini tek çatı altında birleştirmek ve büyük bir İmparatorluk kurmaktır. Bu amacına ulaşmak için günümüzde hâlâ incelenen hem askeri hem de diplomatik aksiyonlar geliştirmiştir. En büyük tutkusu satranç oynamaktır, hatta Ankara Savaşı’nda Beyazıd’ın esir düşürülüp onun çadırına getirildiği sırada satranç oynadığı söylenir. Bu oyuna verdiği önem o kadar ilerlemiştir ki, satranç tahtasına zürafa ve deve gibi fazladan oyuncu koymuştur. Kendisinin geliştirdiği bu oyun günümüzde “Timurlenk satrancı” (Tamerlane chess) diye anılmaktadır. Bu arada Ankara Savaşı’na geri dönelim. Timur’un iyi bir hamle oyuncusu olduğundan söz etmiştik. İşte bu savaş bunun net bir göstergesi olmuştur. Nitekim Timur Anadolu’ya oldukça gürültülü bir şekilde gelmiştir.

Ancak gelmeden önce Cengizhan’dan miras kalan güçlü  istihbarat yapılarını kullanmıştır. Anadolu’nun her köşesini casusları vasıtasıyla haritalandırmıştır. Süvari ordularının rahat bir şekilde akın yapabileceği bölgeleri belirlemiş, atlarının beslenmelerine engel olabilecek alanları rotasından çıkartmıştır. Öte yandan Yıldırım Beyazıd’ın orduları ağırlıklı olarak piyadedir ve süvarilerin hızına yetişmeleri pek tabi ki de mümkün değildir. Bunu bir koz olarak kullanan Timur, Yıldırım’ın ordularını yormak için kendisini kovalamasını istemiş ve bunda da başarılı olmuştur. En sonunda Timur Ankara’yı hedef alarak Beyazıd’ın o bölgede kendisine saldırmasını istemiştir. Timur kimi kaynaklarda 15, kimi kaynaklarda ise 32 fil ile ön cephede ürkütücü bir izlenim vermiştir. Bu fillerin komutanı “İsen Buga”dır. Ankara havaalanın adı olan Esenboğa bu komutanın isminden gelmektedir.

Beyazıd İle Mektuplaşması

Timur, han unvanı kendisinde olmadığı için Mahmud Han’ı (“Kukla Han” da denmektedir) sürekli yanında gezdirmiştir. Mahmut Han’ın herhangi bir yetkisi olmamakla birlikte, ordu üzerinde de son derece pasiftir. Ancak ne hikmettir ki, Ankara savaşında Yıldırım Beyazıd’ı esir alan da kendisidir. Timur Han soyundan gelmediği için kendisine Emir Timur demektedir. Ankara Savaşı’ndan önce Beyazıd ile mektuplaşmaları vardır. Bu yazışmalardan anlaşıldığı kadarıyla kendisi Müslüman bir devlet olmasından dolayı ilk etapta Beyazıd ile savaşmak istememiştir. Timur’un danışmanları da özellikle Niğbolu’da haçlılara karşı büyük bir zafer elden eden Beyazıd’a saldırmanın doğru olmayacağını, Müslümanların birbirini kırmasının yakışık almayacağını söylemişler ise de Timur Anadolu’ya çok sert bir şekilde girmiştir. Bu kadar hiddetlenmesinin nedeni Beyazıd’ın Timur’a gönderdiği mektupta geçen bir ayrıntı olduğu ifade edilir. Mektupta Beyazıd Timur’a “savaş meydanından kaçanın hanımları üç talak ile boş olsun” ifadeleri yer almaktadır.

Timur’un diğer bir meşhur yazışması da Fransa Kralı’na Ankara Savaşı’ndan sonra gönderdiği mektuptur. İçeriğinde özetle, hem zaferini bildirmiş olup hem de bir nevi gözdağı vermiştir. Bildiğiniz üzere 1396 yılında Beyazıd Niğbolu Savaşı’nda Fransızların başını çektiği Haçlı ordusuna karşı mutlak bir galibiyet almıştı. Timur da bu mektubunun alt metninde sizin birçok ittifakla yenemediğiniz orduyu ben mağlup ettim demekte, aynı zamanda ticari işbirliğinden bahsetmektedir.

Sivas Kalesi’nin İşgali ve 4000 Asker Hadisesi

Timur Anadolu’ya girdiğinde Sivas kalesini kuşatmıştır. Kaledeki okçular Timur’un ordusuna ciddi zararlar vermiştir. Ancak kalenin de dayanma gücü kalmamıştır. Timur Sivas kalesi komutanına teslim olurlar ise hiç kan dökmeyeceğini söylemiştir. Ama Timur yaklaşık 4000 askeri diri diri toprağa gömdürmüş ve “bakın sözümü tuttum ve hiç kan dökmedim” demiştir. Timur’un savaşmaya gittiği yerlerde oldukça sert bir şekilde müdahalede bulunduğu tarihi kaynaklarda yer almaktadır. Yine İbn Kadı Şuhbe’ye göre Timur Bağdat’ı işgali sırasında her askerinin iki kelle getirmesini emretmiştir, hatta bazı askerler Müslüman olduğundan dolayı Bağdatlı Müslüman’ları öldürmek istememiş ve diğer askerlerden parayla kelle satın almıştır. Öte yandan Timur’un kuşatıp da alamadığı tek kale Tokat’tır. Kalenin sarp yapısının bunda önemli bir etken olduğu ifade edilmektedir.

Yezid’in Mezarını Açtırması

Timur Şam’a girdiğinde ilk iş olarak Kerbela’da Hz. Hüseyin’in de aralarında bulunduğu 72 Müslüman’ı şehit eden Muaviye’nin oğlu Yezid’in mezarını açtırmış ve kemiklerini yaktırmıştır. Bu hengame esnasında Muaviye’nin mezarı da yok edilmiştir.

İzmir’i Alması

Ankara Savaşı’ndan sonra Rodos şövalyelerinin elinde bulunan İzmir’e de bir akın yapan Timur şehri oldukça kolay bir şekilde teslim almıştır. Rodos şövalyelerinin Timur’u çok fazla tanımaması ve gayri ciddi yaklaşımları bu durumda etkili olmuştur.

Timur Türk Müdür?

Oldukça fazla sorulan bir sorudur. Ancak tarihçiler bu konuda ikiye bölünmüş durumdadırlar. Timur’un Moğol soyundan geldiğine dair güçlü bir kanıt yoktur, ki kendisinin Cengizhan ile bir kan bağı da mevcut değildir. Türkçe konuştuğu bilinmektedir. Çağatay devletinde doğmuştur. Kendisi adına internette dolaşan Turancılık üzerine söylemiş olduğu iddia edilen sözler gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü o dönemde turancılık fikri oluşmamıştır. Timur Cengizhan yasalarına sıkı sıkıya bağlıdır, hatta bu yasaları şeriatten de üstün tuttuğu bilinmektedir.

Timur İbn Haldun Görüşmesi

O dönem Memlük sultanına hizmet eden ve danışmanlık yapan İbn Haldun kendisini koruyan Memlük askerlerinin Timur’un korkusundan kaçıp gitmesiyle yalnız kalmıştır. Bu sebeple Mısır sultanı ile beraber Şam’a gelmiştir ve 1401 yılında Timur ile karşılaşmıştır. İbn Haldun bu görüşmeyi Et-Ta’rif bi İbn-i Haldun adlı eserinde anlatmıştır. Aktarıldığı kadarıyla İbn Haldun canını kurtarmak için Timur’a övgü dolu sözler söylemiş, bölge hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir. Hatta İbn Arabşah’ın ifadesiyle Timur’a “elini öpme şerefine nail olayım” demiştir. Görüşme sonrası Timur kendisiyle tekrar görüşme sözüyle İbn Haldun’u serbest bırakmıştır.

Timur’un Torunu Uluğ Bey

Timur’un soyundan gelen Uluğ Bey ise döneminin en büyük astronomi dehasıydı ve önemli bir de matematikçiydi. Babası Timur’un oğlu Şahruh’tur. 1400’lü yılların başında Semerkant’ta astronomi aletleri geliştirmiş ve bir de rasathane kurdurmuştur. Bu önemli mekan 12 yılda tamamlanmıştır. Burada çalıştırmak üzere bölgedeki tüm alimleri oraya toplamış ve adeta bir ilim merkezi oluşturmuştur. Rasathanenin yönetimini Bursalı Kadızade Rumi’ye vermiştir. Kendisi, Uluğ Bey ile beraber astronomi cetvelleri hazırlamıştır. Bugün Ay’ın kuzeybatısında yer alan bir kraterin adı Uluğ Bey’dir.

Mezarının açılması

21 Haziran 1941 yılında Sovyetler Birliği yönetimi tarafından bilim insanı Mihail Gerasimov’a Timur’un mezarının açılması emri verilmiştir. Timur’un yüz yapısı ve kemikleri incelenmiş olup, o döneminin teknolojik imkanlarıyla etlendirme çalışması yapılarak bir portresi çıkartılmıştır. Dönemine göre boyu 173 cm ile gayet uzun sayılabilecek bir oran olan Timur’un kaynaklarda geçtiği üzere aksak olduğu da tespit edilmiştir. Mezarı Semerkand, Özbekistan’da (Gur-i Emir) yer almaktadır.

Ölümü

Timur, 1405 yılının şubat ayında Çin’e yeni topraklar fethetmek ve büyük Timur İmparatorluk hayalinin eksik kalan parçalarını tamamlamak üzere sefere çıkmış ancak ömrü yetmemiştir. Otrar yakınlarında 69 yaşında vefat etmiştir.

Dr. Nurullah GÜNGÖR

Instagram @dr_ngungor

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*