Rise of Empires Ottoman Belgesel-Dizisi İnceleme

Netflix’in, İstanbul’un fethini anlatan  belgesel-dizi formatındaki yapımı tüm dünya izleyicisiyle buluştu. İstanbul’un fethi malumunuz olduğu üzere bizim tarihimiz açısından bir çağın kapanıp yeni bir çağın açılma sürecidir. Yüzlerce yıl boyunca Roma imparatorluğu yönetiminde yer alan Konstantinopolis 29 Mayıs 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in öncülüğünde Osmanlı Devleti’nin topraklarına katılmıştır. İstanbul’un kuşatması 80 bin kişilik bir orduyla yaklaşık 2 ay sürmüştür. Savaş’ın yönü kimi zaman Roma’dan yana olsa da çoğu zaman Osmanlı’nın lehine geliştiğini söyleyebiliriz. Ancak eleştirmem gereken önemli bir nokta var. Netflix dizinin adını İmparatorluk olarak belirlemiş. Oysa ki, hiçbir zaman Türk tarihinde bir imparatorluk söz konusu olmamıştır. Osmanlı her zaman için Devlet-i ‘Aliyye olarak kalmıştır. Bu kısa düzeltmeden sonra anlatıma geçebiliriz.

Dizide, fethe giden yolcuk kimi zaman Fatih Sultan Mehmet’in hayatında kesitlerle, kimi zaman da geriye dönük anlatılarla gayet başarılı işlenmiştir. Bu anlatıların baş aktörleri Çandarlı Halil Paşa, Fatih Sultan Mehmet’in üvey annesi Mara Hatun ve Zağanos Paşa’dır. Roma İmparatorluğu tarafından ise XI. Konstantin ve bir paralı asker olan İtalyan Giovanni Giustiniani’dir.

Dizi’de her detaya yer verilmese de bazı bölümler oldukça net işlenmiş. Özellikle ani bir kararla II. Murad’ın tahttan çekilmesi, bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet’in 12 yaşında tahta geçmesi, ancak yönetimde yeteri kadar tecrübe sahibi olmamasının Çandarlı Halil Paşa’yı rahatsız etmesi,  Çandarlı’nın Fatih’in babası II. Murad’ı tahta geri çıkması için ikna etmesi ile Fatih’in tahtan geri indirilmesi sürecinin anlatımı gayet başarılıdır. Burada değinilen temel nokta, şehzade Fatih’in henüz bir devlet yönetemeyecek kadar tecrübesiz olması ve iyice pişmeden o tahtta oturmaması gerekliliğidir.

Fatih 12 yaşından babasının ölümü olan 19 yaşına kadar Manisa’da kalmıştır. 19 yaşına geldiğinde tahta geçer ve İstanbul’un fethini kafasına koyar. 21 yaşında kuşatma başlatır, İstanbul’un geçilmesi imkansız gibi görünen surlarını geçmek için diplomasiden savaşa kadar birçok yolu dener.

Fatih için İstanbul’u almak çok önemlidir. Daha önceden babası II. Murad dahil 23 ordu İstanbul’u kuşatmış ve başarısız olmuşlardır. Çünkü İslam dünyası için İstanbul’un yeri çok önemlidir. Hz. Peygamber’in şu hadisi şerifi bu konunun bir tescilidir.

Buhârî’nin aktardığı hadis şöyledir:

“Kostantiniyye elbette fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.”

Fetih sürecine gelecek olursak kuşatmanın en can alıcı noktası Altınboynuz’da gerçekleşir. Buradaki deniz yolu yaklaşık 30 ton ve 800 metre uzunluğunda bir zincirle kapanmıştır. Donanmanın orayı geçmesi mümkün görünmemektedir. Bunun üzerine Fatih yaklaşık 3 km gemileri karadan yürütür ve Altınboynuza Osmanlı donanmasını sokar. Bu Roma yönetiminde ciddi bir şekilde telaşa neden olur. Artık savunmaları gereken iki sur vardır. Özellikle Osmanlı gemilerinin yer aldığı bölümün surları zayıftır. Bu şekilde psikolojik olarak Fatih ciddi bir üstünlük yakalar.

Bu arada Roma hazineleri boştur. Roma savunmasının en önemli ordusu da hiç şüphesiz bir paralı asker olan Giovanni Giustiniani’dir. Parasını almadan savunma yapmayacağını iletir. Bunun üzerine XI. Konstantin kiliselerden kıymetli madenleri toplatır (bunlar genellikle dini sembollerdir) ve bunları eritilerek akçe yapılmasını emreder. Bu şekilde Giustiniani’nin parasını öder. Yaklaşık 2000 kişilik ordusuyla savunmayı sıkı tutan paralı askerler dönem dönem Osmanlı kuşatmasını zorlayıcı faaliyetlerde de bulunmuşlardır. Hatta Fatih Sultan Mehmet, Giustiniani’ye ege adalarını teklif ederek Roma savunmasından vazgeçmesini dahi teklif eder. Ancak Giustiniani çok ikilemde kalsa da bu tekliften vazgeçer. Çünkü Roma İmparatoru XI. Konstantin de ona bir ada teklif etmiştir.

Kuşatma süresinin uzaması orduda bölünmelere yol açmıştır. Özellikle savaş sırasında orduya gönüllü katılanlara verilen bir ad olan başı bozuklar ciddi kayıplar vermiştir. Bunun yanı sıra Yeniçeri askerlerinden ve düzenli ordudan da şehitler olmuştur. Bir taraftan da Çandarlı Halil Paşa’nın bir an önce kuşatmayı bitirip payitahta dönme isteği söz konusudur. Neredeyse Fatih’i ikna etme noksana kadar da gelmiştir. Ancak Mara Hatun gökyüzündeki işaretlerin iyi olduğunu Fatih’e söyler ve kanlı ayın olduğu 29 Mayıs gecesi güçlü bir şekilde savaşması gerektiğini söyler. Fatih Mara Hatun’u dinler ve 29 Mayıs 1453 günü İstanbul Yeniçeri askerlerinin muazzam başarısı ile fethedilir. Paralı asker Giustiniani yaralı bir vaziyette kaçar. Son Roma imparatoru İstanbul’u terketmez ve savaş sırasında ölür. Fatih İstanbul’a ilk girdiğinde Ayasofya’yı ziyaret eder. Çandarlı Halil Paşa’nın gizli gizli Roma bürokratları ile görüştüğünü öğrenir ve idam ettirir. Fatih en güvendiği isim olan Zağanos Paşa’ya sadrazamlığı verir ve İstanbul’un ilk sadrazamı olur.

Belgesel-dizi’nin ikinci sezonu gelecek gibi görünüyor. Sanırım Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’dan tüm Osmanlı’yı nasıl yönettiği ele alınacak. İlk sezonda daha çok genç ve hırslı bir padişah izlenimi verilmişken ikinci sezonda (ki olması gereken de bu) daha çok bilgin bir hükümdar anlatısı yapılacak gibi duruyor. Günümüzde genç izleyiciler tarihi kitaplardan daha çok sinema ve belgesel uyarlamalarından öğreniliyor. Bu tür yapımların çoğalmasını soğuk bir izlenim yaratan tarihi sevdirmek adına oldukça önemli buluyorum. Ayrıca yapımda Neden bir tarihçi yerine Jeoloji profesörü olan Celal Şengör’ü konuşturduklarına dair eleştiriler olduğunu da okumaktayım. Şahsen bunun bir sorun olacağını düşünmüyorum. Önemli olan bilgiyi kimin söylediğinden ziyade verinin doğru olmasıdır. Hem yerli hem de yabancı hocaların ve araştırmacıların bu yapımda görüşlerini aktarmaları objektiflik açısından gayet isabetli bir tercih olmuş. Ancak Giustiniani’nin sanki bir süper kahramanmış gibi bir izlenimle yansıtılması diziye hafifte olsa bir gölge düşürmüş.

Özetle;  hikayenin kurgusu, tarihsel gerçekliklerin çarpıtılmadan anlatılması, çoğu alanında uzman kişilerin görüşlerine yer verilmesi, Türk-Amerikan ortak bir çalışmanın ürünü olması ve özellikle detaylarda boğunulmaması bu yapımı gayet başarılı kılmış.

Senaryosundan oyunculara, yönetmeninden yapımcısına kadar herkes büyük bir teşekkürü hak ediyor.

Selamlar, saygılar.

Dr. Nurullah GÜNGÖR

nurullah@nurullahgungor.com.tr

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*