Toplumsal Kıvılcım Anları ve İslam Medeniyetinde Entelektüel Arayış

Bu Yazıda Neler Okuyacaksınız?

  • Toplum sözcüğü ne ifade etmektedir?
  • Toplumsal Kıvılcım anı nedir?
  • Arap toplumlarında kültürel kod nasıl oluşmuştur?
  • İslam toplumlarında aydınlanma istenci var mıdır?
  • İslam’ın tebliğ ile Arap gelenekleri kökten kaldırılmış mıdır?
  • Arap kabilecilik anlayışı ve asabiyet nedir?

Toplum Sözcüğünden Ne Anlıyoruz?

Özellikle Fransız devriminden sonra çok daha farklı bir anlama bürünen toplum sözcüğü aynı toprak parçası üzerinde belirli amaçları gerçekleştirmek maksadıyla bir arada yaşayan, kültürel bağları olan, entelektüel kaygı taşıyan insanların oluşturduğu kümelenmedir.

Bu toplumlar nehir kenarında yaşayan, ormanlık bölgeyi tercih eden, göçebe hayatını benimseyen gruplardan oluşabilir. Ama idealleri hep aynıdır. Kendi kültürlerini sonraki nesile entelektüel bir amaç doğrultusunda iletebilmektir. Günümüzde dünya miras listesinde yer alan yapıların çoğunun inşa sebeplerinden bir tanesi de budur. Antik Mısır toplumunun piramitleri İnşa etmesi, Kadim Anadolu insanının Göbeklitepe’yi kurması, İnka’ların Machu Picchu gibi bir harikayı bin bir emekle oluşturması verilebilecek onlarca örnekten birkaçıdır.

Kabul gören ifadeye göre insanlık Afrika’da doğmuştur. Antropologların yapmış olduğu çalışmalar da bunu göstermektedir. Nitekim küçük topluluklar halinde yaşayan bu insanlar da bir nevi entelektüel kaygı duymuşlar ve bir arayış içerisine girmişlerdir. Sonuçta onların bu merakı bugünkü medeniyetin doğuşuna ön ayak olmuştur.

Toplumsal Kıvılcım Anı Ne Demektir?

Kanadalı gazeteci Malcolm Gladwell’in çok satanlar listesinde yer alan “Kıvılcım Anı” kitabında da bahsettiği üzere bir olgunun ya da bir düşüncenin tam anlamıyla gerçekleşmesi için “kıvılcım anı”nın iyi tespit edilebilmesi önemlidir. Bu “kıvılcım anları”nı, tekerleğin, yazının ve paranın icadı olarak gösterebiliriz. Türkler açısından spesifik bir değerlendirme yaparsak, 751 Talas Savaşı ile İslamiyet’in kabulü, 1071 Malazgrit Savaşı ile Anadolu’nun kapılarının açılması, 1453 İstanbul’un fethi ile yeni bir çağın başlaması, 3 Kasım 1839’da Sultan Abdülmecid döneminde Hariciye Nazırı Koca Mustafa Reşid Paşa tarafından okunan ve batılılaşmanın ilk adımı olan Tanzimat Fermanı, 19 Mayıs 1919 Kurtuluş Savaşı’nın başlaması, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanı gibi önemli süreçler yer almaktadır. İşte tüm bu “kıvılcım anları” toplumların ortak bir amaç için hazır olduklarında ortaya koydukları iradenin birer yansımasıdır. Nitekim kurucu toplumsal sözleşmenin kuvveti doğal hukuku da aynı oranda güçlendiren bir faktördür.

İslam Toplumlarında Aydınlanma Arayışı

Bu girizgahtan sonra gelelim İslam toplumlarında kıvılcım anının başlama sürecine ve İslam’ın oluşturmak istediği topluma yönelik motivasyona. İslam bilindiği üzere yaklaşık 1400 yıl önce tebliğ edilmiş ve o günden bugüne tüm kıtalara yayılmıştır. Medine şehrinde Dünya’nın ilk toplumsal sözleşmesi imzalanmış ve barış üzerine kurulu bir medeniyetin oluşturulması amaç edinilmiştir. Önceki adı Yesrib olan Medine şehri Medeniyet lafzını da içerisinde barındırmaktadır. Aynı zamanda bu şehre “Medinet ül Münevvere” diğer bir ifadeyle “Aydınlanmış Şehir” de denmektedir. Bu bakış açısıyla değerlendirdiğimizde ilk İslam devlet yönetim anlayışı huzur ve kardeşliğin sözleşmesi olan Medine Vesikası’nın öncülüğünde Aydınlanmış Şehir’de kurulmuştur. Ayrıca bu noktada şu hususu da değerlendirmek gereklidir. İslam sözcüğü selem kökünden gelmektedir ve teslimiyet manası taşımaktadır. Medine’deki süreçler göz nünde bulundurulduğunda bu teslimiyet; ilime, bilime, barışa ve aydınlanmaya yönelik bir tutumun tezahürüdür. 

Arap Toplumlarında Kültürel Kodların Oluşması 

İslamiyet’in tebliğ edildiği Arap yarımadasında güçlü bir kabilecilik anlayışı olduğu bilinmektedir. Döneminin meşhur Arap şiirleri bu kültürel varlığı ziyadesiyle hatırlatmaktadır. Bilineceği üzere kabileci toplumlarda katı kurallar hakimdir ve gelenek öncelikli bir yasa konumundadır. Gelenek dışı eylem ve davranışların ciddi bir şekilde cezalandırıldığı bilinmektedir. O dönemin kültürel kodlarını besleyen önemli unsurlardan bir tanesinin de ticaret olduğu ve yolculuklar esnasında toplumsal hafızanın dilden dile yayıldığı söylenebilir. Bu yüzdendir ki, antik bir kökeni olan Arap ve Anadolu coğrafyalarında sözel anlatım oldukça kuvvetlidir. Nitekim İslamiyet’in tebliğinden önce Araplar’ın toplumsal motivasyonu; kendi geleneklerini yaşatmak ve diğer memleketlerden gördükleri faydalı olabilecek davranışları modellemek üzerine kuruludur.

İslamiyet’in gelmesiyle süreç biraz daha başkalaşmıştır. Ancak tüm Arap gelenekleri de kökten kaldırılmış değildir, kimileri yeniden düzenlenmiş, İslamiyet sonrası en fazla dört kadınla nikah gibi, kimileri aynen korunmuş, bazı uygun olmayanlar da kökten kaldırılmıştır, alkol, faiz (ribâ) gibi.  Velhasıl şunu da unutmamak lazım cahiliye dönemi olarak adlandırılan o süreçte Araplar bir düşün dünyası olan, kültürel bağlılıkları bulunan örf ve adetleri kökleşmiş bir topluluktur. Bu sebeple İslamiyet ile birlikte hızlı bir değişim yerine yavaş bir adaptasyon benimsenmiştir. Çünkü hızlı bir değişimin toplumsal reflekse ve infiale neden olabilmesi oldukça kuvvetli bir öngörü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Araplarda Asabiyet Anlayışı

Araplarda en dikkat çekici hususların başında da “Asabiyet” olgusu gelmekteydi. Kabileden herhangi birine zarar gelmesi durumunda bir teyakkuz hali vücut buluyor ve tüm fertler bir anda bütün olarak hareket edebiliyordu. Genellikle kabilenin lideri en yaşlı üye oluyor ve O’nun söylemi bir yasa kadar geçerli oluyordu. Bu anlayış şunu göstermektedir ki, bir Arap kabile reisinin İslamiyet’i kabulü tüm kabile üyelerinin de doğal hukuk gereği kabile reisine itaatinden kaynaklı oldukça stratejik bir süreçti. Ancak bu avantaj kimi zaman bir dezavantaja da dönüşebilmekteydi, bazen tüm kabileyi ikna etmek tek bir insanı ikna etmekten çok daha kolay olabiliyordu.

Bu yazı dizisi devam edecektir. Önümüzdeki süreçte, Medine Vesikası, Halifelik, Cemel ve Sıffin Savaşları, Hariciler, Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Anadolu Dervişleri, Selçuklu ve Osmanlı İslam yönetim anlayışı gibi hususlara değinilecektir.

Cehalettin, cehennem çukurunda boğulduğu bir yıl olmasını dilerim.

Dr. Nurullah GÜNGÖR

Instagram @dr_ngungor

nurullah@nurullahgungor.com.tr

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*