Village of grass huts in remote area of South Sudan.

Toplumsal Sözleşme Teorisinde Doğa Durumu Kavramı

Doğa durumu insanın hiçbir yönlendirme ve etkileşim içerisinde olmadan yaşadığı saf hal olarak tanımlanır. Bununla ilgili çeşitli anlatımlar mevcuttur. Kurtların büyüttüğü çocuk hikayesini hepiniz biliyorsunuzdur, bu en ilkel doğa durumu örneğidir. İnsanın doğal olmayan her türlü etkileşimi doğa durumundan uzaklaşması demektir. Keza günümüzde telefon ve tablet kullanan çocuklar henüz gelişim çağında doğa durumundan hızlı bir şekilde uzaklaşmaktadırlar.

Toplumsal sözleşmenin önemli mimarlarından Rousseau’nun doğa durumuna ilişkin bazı değerlendirmeleri vardır. Doğa durumunun bir insan için ne kadar gerekli olup olmadığı konusunu cevabını aramıştır. Bu gözlem toplumsal sözleşmenin oluşum sürecinde önemli bir yer işgal etmiştir. O insandaki şiddet eğiliminin doğuştan gelip gelmediğini araştırmış, hayatta kalmak için geçici bir gereklilik olup olmadığını anlamaya çalışmıştır. Ona göre düşünme yetisi insanı diğer canlılardan keskin bir biçimde ayırmaktadır. Dolayısıyla insan medeniyete ulaşmak için çaba sarf etmelidir.

İnsanın sosyal bir varlık olma güdüsü pek tabi ki etkileşimi gerektirir. Bu bir açıdan mecburidir. Çünkü barınma, güvenlik, yiyecek ihtiyaçları zaruridir. Bunun yanı sıra yaşam koşulları iyileştikçe statü arayışı da kendisini gösterecektir. Koşullar itibarıyla Rousseau’nun öne sürdüğü gibi doğa durumunda denge oldukça mühimdir, ne çok yaklaşmalı ne çok uzaklaşılmalıdır. Hiçbir sosyal etkileşim içerisinde olmayan birisinin dil öğrenimi mümkün değildir. Buna mukabil sosyal ortamda büyüyen birisi herhangi bir emek harcamadan rahatlıkla ana dilini öğrenebilir. Dolayısıyla doğa durumu etkileşimi zorunlu kılmaktadır.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*